Üye Girişi

Üye Girişi

IŞIKTAN KORKANLAR, FENERİ NE YAPSIN? Bir kez

Yazan  Ozan Arif
IŞIKTAN KORKANLAR, FENERİ NE Y IŞIKTAN KORKANLAR, FENERİ NE Y
IŞIKTAN KORKANLAR, FENERİ NE YAPSIN? Bir kez daha anladım ki ortalık yalancı, müfteri, namussuz, kahpe, cahil, dolayısı ile ukala ve küstah dolu... Emek veriyorsun, bir konu ele alıyor, yazıyorsun, çiziyorsun hatta destanlaştırıyor, yani şiir yazıyorsun şiir... Ama bazı kara cahiller çıkıyor, konuyla ilgili en ufak bilgileri olmadığı halde, bazen cahillikleri sebebiyle, bazen de politik şartlanmaları sebebiyle, kendi ziftlerini size ve sizin emeğinizin üstüne sürmeye, sıçratmaya çalışıyorlar!.. En son bunu bu yazıdan bir önce yazdığım “ YAHU KONUŞMAYIN, BİRAZ UTANIN!.„ isimli destanımın altına yazılan yorumlarda gördüm. Bakıyorsun, şerefsizin biri... Ama “hem kel, hem fodul“ derler ya, işte tam öyle... Söylediklerimin haklılığı karşısında gık diyemiyor, onun için dediklerimi bırakıyor, bin-bir türlü yalan ve iftira ile bana saldırıyor... Yani düşünceye gücü yetmeyince, düşünene saldıran haza bir yobaz! Bunlar; Ya tam kara cahil... Ya da tıpkı İvan Pavlov‘un köpekleri gibi şartlanmış... Politik şartlanmışlığı her türlü değerinin üstüne zıplamış zıpırlar. Yani bilgi yok... Fikir yok... Ama yukarıda arzettiğim gibi yalancılık, müfterilik, namussuzluk, kahpelik, cahillik, dolayısı ile de ukalalık ve küstahlık çok!.. Gelmiş bana müslümanlık, ümmetçilik taslıyor... Ama müslümanlığın, ümmettin ve milletin en büyük düşmanının cahillik olduğunu bile bilmiyor. Ama bal vermeyen eşek arıları gibi vızıldayıp duruyor, yani zavallı kendi kendisinin bile farkında değil!.. Görüyorum ki, bunlara tek tek cevap yazsan bile, yine nafile yine nafile... Çünkü meşhur sözdür, hani derler ya; “Gafile kelam, nafile kelam..„ hah işte tam öyle! Yahu, lütfen yanlış anlamayın, ben böyle hiç bir Allah‘ın kuluna üstten bakmayı sevmem... Ama bunlar bakıyorum da Allah‘ın kulu olduklarını bile unutmuşlar, adeta birilerinin kulu olmuşlar! Dolayısıyla bunlar öyle alçalmışlar, öyle alçalmışlar ki, normal yerden baktığım zaman bile üstten bakmış gibi oluyorum. Çünkü bu bahsettiklerim cehalet ve küstahlık kuyusunun ta dibindeler! ....... Neyse; Şimdi biraz bu dediklerime bağlı olarak konuyu değiştireyim! Daha doğrusu kendime göre bir tesbit yapayım; Tesbitim yanlış olursa siz de benim cahilliğime verin efendim... Tesbitim şu; Bazı insanlar bakıyorum da hem günahın içinde yüzüyor, hem de ukalalığı ve küstahlığı elinden bırakmıyor! Hatalarında ısrarla inat ediyor, kendilerini haklı gösterecek sebepler icat ediyor ve resmen yalan söylüyor ama bir türlü tövbe etmeyi, özür dilemeyi akıllarına bile getirmiyorlar. Kibir iliklerine kadar işlemiş mahluklar bunlar! İhanete varan cehaletlerini kabul etmezler, hata yaptım deme yerine “o şöyleydi, bu böyledi..„ deyip dururlar!.. Dolayısıyla düştükleri cehalet, günah ve ihanet kuyusundan hayatta çıkamazlar! Hele hele böyleleri bir makam sahibi veya bir yönetici olurlarsa, suçlarını düzeltmek yerine, suçlarını kapatacak, günahlarını milletten saklayacak kanunlar ihdas etmeye başlarlar... Yani akılları sıra milletin gözüne kül serperler kül... Ama bazıları da var ki; Hatalarını anlarlar tövbekâr olurlar! Az da olsa zaman zaman bu tiplere de rastlıyorum, inanın onlar adına mutlu oluyorum. Çünkü hatadan dönmenin bir erdem olduğunu biliyor, erdemlerine kavuşan bu insanlar adına seviniyorum. Bir kesim de şöyle; Yaptığı hatadan öyle pişman ve perişan olurlar ki, onların hem gözleri hem de gönülleri ağlar... Bu insanların üzerine geçmişteki hatalarından dolayı gitmemek gerekir! Zira onların çektiği vicdan azabı onlara yeter zaten. Bazen o insanları var ya, çektikleri vicdan azapları “ Ben Hak‘ın huzuruna ne yüzle çıkarım?.„ korkusuyla, Hak‘ka ve halka hizmette yarışa bile sokabilir!.. Böyle yürekler bırakın yüklenmeyi bence iltifata hatta takdire ve alkışa bile layık kimselerdir. Çünkü, hangi kul hiç hata yapmadan bir ömür geçirebiliyor ki? Mevlana Hazretleri bile diyor ki; “ Gerçekten tövbe ne acaip bir binektir, insanı bir lahzada alıp gök yüzüne çıkarır..„ diyor... Ama yukarıda bahsettiğim gibi hata yapan, hatasında domuzcasına inat eden tipleri de kınamadan yapamıyorum yalan yok. Kınamayı da bırak bazen (Allah affetsin) basıyorum kalayı!.. Çünkü karanlıkta olduklarının farkında bile değiller, bir de utanmadan nerde bir ışık veren mum görseler ona bile saldırıyor, söndürmeye kalkıyorlar. İşte o zaman da insan mecbur ağzındaki baklayı çıkarmak mecburiyetinde kalıyor. Cenab-ı Allah hepimizi yazıya başlarken işaret ettiğim, yalancı, müfteri, namussuz, kahpe, cahil, dolayısı ile ukala tiplerden, Vatanımızı ve Milletimizi de, kibir abidesi olan, ha bre hata yapan ve hatasında ısrar eden yöneticilerden korusun. Zira; bin bahar görse de taş yeşermiyor vesselam! Anladım ki benim ıslah etmem zor!.. Allah bunları ıslah etsin... Bunların yüzünden ağzımı bozduğum için, Allah beni de ıslah etsin. Selam, sevgi ve dua ile kalın inşallah... Ozan Arif 01 Ekim 2017 Samsun.

Arif'çe

  • SİYASET VE YALAKALIK!
    Yazan
    SİYASET VE YALAKALIK! 1985 veya 86’nın başlarıydı. Benim vatanıma gelemediğim yıllardı. Başbuğumuz 12 Eylül’cü Mahkemelerin verdiği keyfi kararlarla 4 sene 7 ay içerde tutulmuş sora hürriyetine kavuşarak, Almanya’ya gelmişti.
    Yazan Pazartesi, 10 Eylül 2018 09:43 Devamını oku...
Arif'çe

 


"Bir Devrin Destanı" isimli
şiirkitabının 3. baskısını
TÜRK KİTAP EVİ'nden temin edebilirsiniz.



Münchener Str. 13 | 60329 Frankfurt am Main
+49 69 250506

www.turkkitap.de